Nevin Eracar

1994-2001 yılları arasında T.C. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Eğitimde Psikolojik Hizmetler Bölümü’nde ve Özel Eğitim Bölümü’nde ‘Yrd. Doç.’ ünvanıyla öğretim üyesi olarak çalıştı. Yüksek lisans tezleri yönetti. 1984-1989 yıllarında Mimar Sinan Üniversitesi ‘Öğretmenlik Formasyon Programı’nda gelişim psikolojisi, öğrenme psikolojisi, öğretim ilke ve yöntemleri dersleri, 2010 yılında İstanbul Arel Üniversitesi Yüksek Lisans Programı’nda klinik psikoloji dersleri verdi. 1998 yılında ‘uluslararası psikodrama terapisti’ ve 2001 yılında ‘psikodrama eğitimcisi’ oldu. Halen; Yeni Yüzyıl Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapmakta, İstanbul Kültür Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak psikodrama dersleri vermektedir. Bunların yanı sıra, Federation of Europien Psychodrama Training Organisation’a bağlı Dr.A.Özbek Psikodrama Enstitüsü öğretim üyesi olarak psikodrama terapistleri ve yöneticilerinin yetiştirildiği grupları yönetmektedir. 1994 yılında otistiklerin topluma dahil olabilmeleri amaçlı projeleri hayata geçirdiği ‘Otistikler Kulübü’nü, 1996’da ise Otistikler Derneği’ni kurmuştur. Kurucu başkanı ve yönetim kurulu üyesi olduğu Otistikler Derneği çatısı altında bugün halen devam eden çok yönlü proje ve programlarda gönüllü uzman, eğitimci, proje danışmanı ve süpervizör olarak çalışmaktadır. Türk Psikologlar Derneği, İstanbul Psikodrama Derneği, International Association For Group Psychotherapy (IAGP), International Psychoanalitic Association bağlantılı İstanbul Psikanaliz Eğitim Araştırma ve Geliştirme Derneği üyesidir. Psikanalitik psikoterapist olarak klinik çalışmalarına devam etmektedir. Aynı zamanda sosyal girişimci ağı Ashoka’nın üyesidir. Çocuğunuz ve Siz, Öğrenmeyi Öğrenmek, Bir Otistikle Yaşamak, Biraz Yer Açarmısınız, Normaller İçin Kitap-Otizm, Sözden Öte Sanatla Terapi ve Yaratıcılık kitaplarının yazarıdır.

Konuşma Özetleri

Sanatın iyileştirici gücünü hatırlamak ve bu gücün yarattığı büyülü alanda buluşmak adına bir ilk olan bu kongrenin bizler için taşıdığı anlama göz atarak başlamak isterim.

Önce sanatın bize ne yaptığını düşünmekle başlayacağız. Doğuşu, gelişimi, çağlar içinde bireylere gruplara ve topluma nasıl dokunduğunu birlikte görmek için bir araya geleceğimiz bu kongrede sağlık eğitim gelişim ve sivil duyarlılık adına bilim ve sanatın dansına tanık olacağız.

Özellikle ülkemiz açısından özel bir önem taşıyan sanatla terapi alanının farklı disiplinleri buluşturmada açacağı yeni yollara ihtiyacımız var.  Bu yolların açılması  bize yaratıcı buluşmalar ve birlikte ilerlemeler sağlayacaktır. Coğrafi konum ve bunun belirlediği tarihsel geçmiş, topraklarımız üzerinde yaşayan insanların hikayelerini yaratır. Bu hikayeler, toplumsal  bilinçdışının yükleri olarak kültürümüzde yansır. Türküler, masallar, destanlar, sözlü ve yazılı tüm sanat, halk kültürünün taşıyıcısı olarak yaşayagelir.

Kendiliğinden de iyileştirici bir unsur olarak yaşayan bu miras, yeni nesillere çeşitli biçimlerde aktarım yolları bulur. Aktarım; hem nesiller arasında öykülerin geçiş ve paylaşımı, hem de her bireyin anlık yaşantılarının dışavurumunda kolaylaştırcı bir yol sağlamaktaır.  Toplumsal acıların, savaşların, kitlesel ölümlerin, katliamların, sınıfsal, etnik, dinsel, ayrımlara bağlı suçların ve suçluluk duygularının çağlar sonrasına taşındığını bilmekteyiz.  İnsanlar bir araya geldiklerinde birlikte şarkılar söylerler. Şarkıların çoğunda gerek ezgi, gerek söz, ağıt özellikleri taşımaktadır. Hatta bazen neşeli şarkılarla başlayan bu  eğlenceli  buluşmalar, giderek ağıtlara bırakır yerini. Bu , özellikle tasarlanmaz elbette. Kendiliğnden olur. Kendiliğinden ortaya çıkan her şey gibi bu da çok gerçek bir durumu yansıtır. Aslında, kendi geçmişimizin acılarıyla yüzleşmek, içimizdeki yüklerden arınmak ihtiyacımız vardır.  Bu ihtiyaç şarkılarla kısmen giderilmektedir.

Geleneğimizde çocuklara masal anlatmak adeti vardır. Masallar da  kollektif bilinç dışının çatışmaları ile dinleyenin kendi bilinçdışı çatışmaları arasında bir köprü kurar.  Kurulan bu köprü, çatışmaların çözümlerini  de yine masalın içerisinde sunmaktadır. Öykü , roman ve  şiir,  yazarın ve okurun  özel bir alanda buluşmasını sağlayan nesnelerdir.  Yazarlar, ve diğer tüm sanat yaratıcıları, toplumsal bilinçdışının estetik formlarla ifade edildiği bir dili kullanmakta ve topluma çok özel bir iyileşme yolu açmaktadırlar.

Sanatla terapi alanı, bu nesnelerin terapötik bir malzeme olarak işlenmesine imkan verir. Sanat, zorlama olmadan dışavurumu sağlamaktadır. Bir şarkı ya da şiir, uzun sürede sözle söylenecek kıvama gelebilen bir iç yaşantıyı hızla ifade etmeyi becerir. Aklımıza o an gelen şey, tam da o an söylenmesi gereken şeydir. Bazen, bizi, biz bilmeden de ifade eder hatta!

Sanat hınzır ve utangaç bir dışavurumcudur.

Sanat terapisti, bir yandan ifade araçlarının nasıl kullanıldığını anlamaya çalışırken, bunun yanı sıra pek çok karmaşık süreci dikkatle izlemek ve değerlendirmek durumunda.  Terapist kimliği ve sorumluluğu bu yüzden ön planda. Yani asıl olan terapi.  Sanat, terapötik ilişkiyi ısıtan, hızlandıran bir alan sağlıyor. Terapistin sanatçı ile çalışması özellikle gruplar ve toplum için ruhsal ilerleme adına ciddi fırsatlar yaratmaktadır. Sanat terapisi, ruh sağlığı profesyonellerine kendi kuramsal yönelimi doğrultusunda işlev gören  pek çok yöntemi ve tekniği kullanabilme imkanı verir.

Kongremizin gerçek bir buluşma zemini yaratmasını insan olma adına arzu etmekte ve bunun için bir araya geleceğimiz nice buluşmaları umut etmekteyiz.